20 Aralık 2011 Salı

İş

İş; hayatımızın büyük bir bölümünü geçirdiğimiz, genellikle seçme şansımız olmayan kişilerle, sevsek de sevmesek de yapmaya devam edeceğimiz bir görev demektir.

Hemen gözünde büyütme, öyle çok fena birşey de değil.

Sabah çık, arabana/ servisine bin, çalışacağın yere ulaş.
Ulaşım demişken bu başlı başına başka bir konu ona farklı bir yazıda bakalım....



Eğer kişisel disiplini çok yüksek biriysen evden çıkmadan kahvaltı da etmiş olabilirsin. Eğer iş yerin izin veriyorsa masanda, çalıştığın yerde hatta pastane, büfe gibi bir yerde kahvaltını edersin.
Kahvaltı sonrası gazete twitter, facebook, futbol, basketbol artık neyle uğraşıyorsan ona bakar; bir, bir buçuk saat sonra ilk işle ilgili aktiviteye başlanır.

Eğer ofiste çalışıyorsan zaten senin için çok geç. Matrix has you...
Arada bir bilgisayarı daha efektif kullanalım diye bir arayüz geliştirecekler ve kabloyla direkt bağlanacağız diye düşünüyorum. Ne gerek var arkadaşım parmakla yazı yazmaya çalışıp maymun olmaya?
Hangi işi yaparsan yap bir spreadheet programına mıhkumsun. açacaksın o gridlerden oluşan boş beyaz sayfayı akşama kadar sayı gireceksin sonra o sayılara aritmatikle çeşitli işkenceler edeceksin. Beynin pelte kıvamına geldiğinde de kapatacaksın.

Belki de satış yapıyorsundur. Telefonla satış yapan biriysen senin için şimdiden üzülüyorum. Kafana kulaklığı, mikrofonu takıp akşama kadar küfür dinleyeceksin. Yalan söylemiycem, beni arayıpda, sana söylendiği gibi sana verilen listeyi ikinci kez okuyupısrara devam edersen ben de küfür edeceğim.
Müşteriye giden biriysen zaten uzuuun kahvaltıdan sonra müşterinin ofisine girmişsin demektir. İki ihtimal var ya kapıda mal gibi bekliyorsundur ya da sıkıntıdan sekreter veya bekleme odasındakilere sataşıyorsundur. satıcı dediğini nereye koysan muhabbet eden adamdır ne de olsa...

Öğlen yemeği nereden baksan sıkıntıdır. Eğer evden üç katlı metal sefer tasını getirmediysen,  Vedat Milor' un gezindiği bölgelerde olman bile kurtaramaz seni. "Bu gün ne yesem" paranoyasından çıkmak için çaba sarf etmen gerekecek. Çünkü iş dediğin zırt insanı öyle bir rutine sokar ki, her öğlen aynı şeyi yerken bulabilirsin kendini...

Öğlen yemeği de bitti kendince kararında bir saatte işinin başına döndün. Yanlız tatlı bir ağırlık var ki sorma gitsin... Kahve de uykuaçmadıysa klavye yanakla ya da araba koltuğunda uyanman işten bile değil.



 İşini gücünü bitirdin eve gitme vakti geldi. Dışarıda çalışıyorsan sıkıntı yok ama eğer plaza planktonuysan hiç şansın yok o asansörü bekleyeceksin. Asansör dediğin hadise öyle iki dakikada gelmez, gelse de Hindistan' daki trenler gibi gelir. Kapı açılır açılmaz iki adam nefes almak için çalışır. E bu durumda yapacağın tek şey yukarı çıkma butonuna da basmaktır. Eğer tek başına bekliyorsan  senelerin tecrübesiyle her asansörün modelini ve istediğin yöne çevirme triğini bildiğin için hacker edasıyla bir iki tuşa dokunarak asansörü gideceğin yöne çevirirsin. Eğer katta grup halinde bekliyorsan esas eğlence başlıyor demektir. Gideceğin yönün aksine gitmeye çalışan asansöre doluşarak komutayı alman gerekir. Söylediğin anda herkesi yerinde zıplatarak asansörün maksimum ağırlık ölçerini şaşırtıp istediğin kata efendiler gibi gidersin.



Hadi hengame bitti evine ulaştın. Bu sefer de yarın iş olduğu için gönlünce dışarı çıkamayacağına inanıp, diziye ve acunlu macunlu yarışmalarla mala bağlayacağın bir sosyal hayata ulaşacaksın.

Bu döngüyü 20 - 24 arası tekrarladıktan sonra  sana maaş veya halk rasında mayış denen bir para verirler sen de o günlük de olsa" iyi ki çalışıyorum, ne güzel işim var ehehe" ruh haline girersin. ama bu ruh hali de o gün içinde kira, kredi kartı, banka kredisi vesair gibi nedenlerle yine elektronik olarak dağılır gider.

Geriye büyük düşünür Sergen Yalçın' ın dediği gibi sıkıntı kalır...

Bak mesela Sergen dedim de; iş en iyisi bile olsa sıkıntı verir adama, televizyon programı gibi birçok ofis parazitine, eğlenceli olacakmış gibi görünen bir işte çalışsan bile, hiç birşeyden anlamasına rağmen kankanı yanına almak için jüri yapıverirsin.

İşini iyi yaparsın, kötü yaparsın, sıkılırsın, mutlu olur eğlenirsin (böyle bir mitten bahsediliyor ama henüz gözümle görmüş değilim) eninde sonunda kendi kendine kaldığında bir tatmin hissedersin. Bu tatmin "para kazandım lan" odaklı olabilir, "çok iyi yaptım, en iyisiyim" formatında hırs küpü olabilir, ya da "çok kötü yaptım lan oh olsun" şeklinde olabilir; ki bu işin genellikle terminal dönemine denk gelir. Gerçi sonraki ayın mayış döneminde para gelmeyince de bir pişmanlık yaşanabilir.


İş dediğin böyle genellikle aylık yapılan bir döngüdür, bu döngüyü yaparız ki yemek yiyebilelim falan vesair.
Şimdi efenim bu kadar okuduktan sonra "bu adam da sistem eleştirisi yapıyormuş, kapitalizm rörörö..." gibi bir yaklaşıma gireceksen kafanda odunu borç bilirim.

Okuyan herkese sevgi böceği, mutluluk falan...

OfisinOğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder