6 Mart 2012 Salı

Araba

İşe gitmenin kaçınılmazı olan birşey varsa o da trafiktir.
Eğer ofisin evinin dibinde olacak kadar şanslı değilsen trafik denen naneye gireceksin demektir.


Trafiği bir noktadan sonra hayatının parçası yapmak gerekir. Trafiği kabul etmek için trafiği, içinde rahatça vakit geçirebileceğin, olabildiğince ekonomik ve şehir hayatına uygun bir arabaya ihtiyacın var.

Bu konuda benim tercihim her zaman şehir arabası kullanmaktır. Şehir arabalarının en iyilerinden birine gelecek olursak:
 Mitsubishi Colt hem alırken ekonomik hem de giderken ekonomik bir seçim. İçine girdiğinizde sizi şaşırtan genişliği ve görüş açısı genişliğiyle Japon teknolojisinin üst noktalarından.






İçinde rahat rahat müzik dinleyebileceğiniz, sabah kalkıp bindiğinizde günün ilk neşe kaynağınız, sempati kralı bir araba.
Şehir içi yakıt tüketimi 7,1 lt. Şehir dışı 4,7lt. 0-100 hızalnması 11 saniye.
Yeter de artar zaten fazlasını ne yapacaksın...

Ha tabi küçük müçük diyenler olabilir daha büyüğünde ne yapacaksın ki?

Araba dediğin bindiğinde rahat ve güvenli hissettirecek, gaza basınca gidecek frene basınca duracak daha ne?


Trafik dediğin iş zaten sinir stres onu için kafayı rahat tut derim. Zaten gideceksen işe sabahtan akşama ya mouse klikleyeceksin ya da toplantıdan toplantıya koşacaksın.
Günün sonunda seni yine trafik bekleyecek eve dönmek için tekrar bu keşmekeşe girecekken arabanın kapısına geldiğinde seni adeta soğuk sulara daldırmalı. Arabayı gördüğün anda rahatlamalısın.


Zaten bunu da başardıysa gönül rahatlığıyla evine ulaşıp gönlünden ne geçiyorsa onu yapabilirsin.

Bu arada ev aktiviteleri demişken sıra ona da gelecek. Bir dahaki yazıyı bekle, merak etme çok güzel şeyler olacak...

5 Ocak 2012 Perşembe

Müzik

Müzik bir çoğumuz için gerçekten vazgeçilmezdir. Çalışırken de dinlememek olmaz tabi.
Ama ofiste müzik dinlemenin de bir adabı vardır haliyle...

Bunu iki yolla yapabilirsin:


1) İnsan evladı gibi etrafı rahatsız etmeden kulaklıkla



Şimdi ilk yol çok iyi hoş gibi görünse de pek tercih sebebi olmayabilir.
Bu yöntem  muhtemelen herkesin birbirini aradığı veya mail attığı modern bir işyerinde işe yarayabilir fakat özellikle Türk insanı bu olaya, "kendini dünyaya kapatıyorsun" gözüyle bakar.
Neden derseniz Türk insanı seslenmeyi sever. Birisi de çıkıp benim patronum çok moderndir hayatta bana seslenmez desin göreyim. Yok arkadaşım öyle birşey mit o...
En modernim, en şahaneyim diyen iş arkadaşı, patron bu topraklarda doğduysa 20 metre öteden seslenmeyi tercih edecektir. Sokakta şaka olsun diye birbirine şşşt yapan, ıslıkla çağıran bir toplumdan bahsediyoruz. Tabi ki seslenecek adam. Kulaklıkla pek duyma şansın yok.
Ya da bilgisyar dışında her yere bakıyor olacaksın ki olayı yakalayasın. Böyle yukarıdaki resim gibi kalakalırsın mazallah...


2) Bilgisayarın minik hoparlöründe etrafı rahatsız etmeyeceğine inandığın düşük bir sesle


Bu yöntem benim de tercih ettiğim bir yöntem. Kötü yanları yok mu? Haliyle bir sürü var. Bir kere dinlediğin müzik ile seninle bağdaştırılan imajın ister istemez birebir ilişikisi var. Hoparlörlerden çıkan tını masana yaklaştıkça haliyle daha belirgin hale gelecektir.
Diyelim ki high school musical hastasısın. Hani oldu ya castin di, bibır dı falan çıldırıyorsun. evinde posterleri var ama bunu pek de çaktırmak istemiyorsun. Masana yaklaştıklarında eğer hay skul müzikal dinliyorsan masanın algısı aşağıdaki fotoğraftan çok da farklı olmayacaktır.


Eğer benim gibi rock ağırlıklı müzik dinliyorsan durum hem senin hem de çevren için daha fena... Müziğin sesi, tonu ve tarzına optimum ayar çekmen gerekir. Bir kere yeni girdiğin bir ortamsa öyle bağrış çağrış müziklerle girmemen gerekir. Birden bire imajın ofisin öküz metalcisi olabilirsin. 


Bir de yükses sesle şeytan müziği dinleyen davar yaftası yersin ki, fersah fersah kaçınmak gerekir.
Ortamı bir tart yanına çekebileceğin adam var mı onu bir gör. Varsa dangır dungur girersin sorun olmaz ama hiç senden birileri yoksa; böyle kızlı, hello kitty' li ortama girdiysen biraz yavaştan al, öküz olma...
Böyle ne bileyim Cardigans la falan başla, Beyoğlu bar ortamı rock' ı şeklinde takıl bir dönem. Baktın ses çıkmıyor ver ayarı. Arada Nothing else matters' dan başlıyarak Metallica falan gir. Baktın gık çıkmıyor gazı kökle. Yine de brütal vokalden uzak durmak gerekir. Onu da dinliyorsan, evinde dinle arabanda dinle. Hala brütal vokal dinliyecem diye bir inadın varsa yukarıdaki resime tekrar bakmanı öneriyorum.

Bu yöntemde en işe yarıyan her zaman Türkçe poptur. Eğer miden kaldırıyorsa kendine ofiste süper ortam yaratabilirsin. Sen Mustafa Sandal' ı, Serdar Ortaç' ı verdikçe "açsana sesinieee" diyen yüzü çok boyalı etekli, döpiyesli kızlar çıkacaktır.


Miden kaldırıyorsa kısmı önemli tabi... Bu tarz müziği seven de vardır, size sözüm yok diyemiyeceğim, gerçekten. Deli misiniz olm! Akıllı olun biraz.
Bu ne lan herif 1992 yılında bir şarkı yapmış, hala şarkının üstüne, "kar yapıyor", "poşete yazık", "olacak mı kaçacak mı" gibi kelimelerin yerlerini değiştirip en mal hece uyumunu yapıştırıp yeni albüm diye yediriyor... Küfür edesim geldi. Neyse güzel resim buldum daha fazla giydirmeye gerek yok. 

Sonuç işyeri adabı diye bir olay var. Sen ne kadar istesen de plazalı mlazalı, ciddisel bir yerde çalışıyorsan zıçmaya giderken bile bir dikkatli olman lazım. 
Aha başka bir konunun da bana göz kırptığını gördüm. İş yerinde tuvalet. Bu da başka zaman kalsın...